Bir şiir

2013-02-07 00:57:00

  UZUN YAĞMURLARDAN SONRA Sen yağmurlu günlere yakışırsın Yollar çeker uzak dağlar çeker uzak evler Islanan yapraklar gibi yüzün ışır Işırsa beni unutma Alır yürür sıcak mavisi gökyüzünün Kuşlar döner uzun yağmurlardan sonra bir gün Bir yer sızlar yanar içinde büsbütün Her şeye rağmen ellerin üşür Üşürse beni unutma Yeni dostlar yeni rüzgârlar gelir geçer Yosun muydum kaya mıydım nasıl unuttular Kahredersin başın önüne düşer Düşerse beni unutma                                                                     Gülten Akın Devamı

Bir minicik kız çocuğu'na ithafen

2012-12-28 02:33:00

    Büyüdükçe huyu değişiyor insanın. Zaman ustaya gidip, 'asla' dediklerini canı pahasına satın alıyor, 'ben'i oluşturan ne varsa soyunup, ardında delil bırakmak istemeyen bir katil gibi oradan koşarak uzaklaşıyor. Belki soracaksınız, 'Nedir bu katil benzetmesi? diye. Öldürüyoruz 'biz'i, 'ben'i, sonrada siz bizi, biz sizi...    Dönün ardınıza ve bakın, bacakları yara bere içinde koşan size. Ee hadi dönüp baksanıza! Korkmayın yetişemez size, ne de siz dönebilirsiniz o güzel günlere. Büyüme aralığını soruyorum kendime. Sonra yine gülüyorum içten içe. Ben büyüdüm mü? Ne fizikle ne de zamanla alakalı olmadığını anlıyorum bu kavramın.    Sokaklarda, toz toprak içerisinde oynarken birden evdeki toz zerreciği yüzünden hapşırdığım an büyüdüm. Uyumayı, oynanan oyunların, yorgunluğunun atıldığı, güzel güzel rüyaların görüldüğü yer olmadığını, sadece bir sonraki gün için bir araf olduğunu anladığımda büyüdüm. Okuduğum kitaplardaki resimlerin azaldığını fark ettiğim an büyüdüm. Güç kavramının, yakar top oynarken topu en hızlı atan kişinin sahip olduğu enerji değil de, cebi en fazla dolu olan kişinin, elinde olduğunu gördüğümde büyüdüm. Kapımız az çalınmaya, başka kapıları çalmamaya başladığımızda büyüdüm. Yalnızlıktan korkan ben, kalabalıkları, sessiz sedasız terk ettiğim an büyüdüm. Yabancı, kavramının, başka ülkelerde yaşayan değil de yanı başımızda, içimizde yaşayan insanlar için kullanılmaya başladığında büyüdüm. Posta kutularına, faturalar hariç başka zarfların gelmediğini gördüğümde büy... Devamı

Aytmatov'a Selam Olsun...

2012-04-10 14:46:33
 Aytmatov'a Selam Olsun... |  görsel 1

''Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti.'' Herkesin çok iyi ve taa içten bildiği bu replik kaç gündür dilimde ve kalbimde. Nedensiz düşmedi zihnime. Gerçekten sevgi neydi sizce? Hangi sevgi ilk algınızsa kabulüm, sevin yeterki, tanımlayın bu bendeki anlamsız derdi. Sevgiyle, aşkla bir alıp veremdiğim yok!! Hala insanı tanımlamaya çalışırken nasıl girebilirim o boyumdan büyük konulara. Sadece soruyorum siz muhteşem insanlara. Sevebildin mi beni? Ya da ben seni? Seni beni geç, ya kendini? Kulağımda bir 'hayır' çınlamsı. Bunları daha becerememişken biz yineliyorum, sevgi neydi?  Sevgi gerçekten ''emek''ti.  Ben daha kendimi tanımlayamamışken, seni bilip, tanımak ve üstüne üstük, isteklerine cevap vermek, insanın fıtratında yok öyle bir dünya=) Farkında olarak beğenirsin, aşık olursun lakin, elinde olmadan da seversin. Emek verir, zaman geçirirsen, evdeki halini, okuldaki halini, arkadaş halini, işteki halini,yani her halini seversin. Emek verirsen!!!  Bir sofraya oturur, bir filmi seyredersen, ağlarken sen, yetişirse eli göz yaşlarına, şımarıklığına, somurtkanlığına katlanırsa her daim, aşkı uzak tut bu kavramlardan sevgiyi beri getir derim. ''Zaman'' ayırır okursan bir kitabı satır satır, hele birde yakaladımı yazar seni can evinden, onuda seversin, sevgiyle emekle seversin. Yıllardır yan yana yaşadığımız için mi ailellerimiz sev-(m)-i-yoruz.Birliktelik değildir birşeyleri sevgiye dönüştüren, emektir insanı, karşısındaki insan için düşündüren.Hem beşeri, hem uhrevi emek verdikçe seversin, bir diğerini. Aaaa bir de şunu unuttum, emekle, sevgiyle seversin ya? Aşk gelir, seni tozu dumana katar, esamen okunmaz olur, karşındakinin kalbinde. Bu, bir sevgili için de olabilir, bir anne, bir arkadaş ya ... Devamı

Titreyen Ellerimle Yazıyorum Seni

2012-02-23 21:52:29

    İzmir'in ilk yerleşim yerinde otururdu anneannemler. Dimdik bir yokuş çıkardık, her adımda ardıma bakardım, görünüyor mu deniz diye, adımlardım içimde denizi, yokuş değildi çıktığım, adeta Everst'e tırmanış. Yokuşun sonunda, zirveye çıkmanın verdiği hazla, son bir dönüş ve ardımda koca deniz. Anneannemlerin evinin karşısında koca bir Rum konağı vardı, sahiplerini pek hatırlamam ama, hala anıldıkça, canlandırım zihnimde hiç tanımadığım, ama taaa içimden sevdiğim koca konağın sahiplerini. Terkedilmiş bu konak, bizi yıllardır bahçesinde, sesini çıkartmadan, sabırla oynattı, düşünüyorum da, o konak olmasaydı acaba ben ve arkdaşlarım bu denli hayal kurabilen çocuklar olabilir miydik?  Hiç sanmıyorum. Altı dairelik bir apartmandı anneannemin evi. Her kat, her daire, dün gibi içimde. Hele hele Perihan Teyze, yitirileli kaç yıl oldu, soruyorum zihnime. Eşi balıkçı, kendisi ev hanımıydı. Parkinson hastalığıyla tanışmam, çok erkendi. Dedem ben doğmadan 8 yıl önce bu hastalığa yakalanmışdı, ya Perihan Teyze? İkinci katta, sağ taraftaki dairede otururlardı, her zaman dikkatimi çeken zilleri, apartmandaki diğer insanlardan yine ayırıyordu Perihan Teyzeleri.  Siyah bir aslanın ağzında, beyaz bir düğme. Şimdi şimdi yorumluyorum içimde, neden zillerini çalmak yerine, kapılarını hep tıklattığımı. Dedemin yalnızca elleri titrerdi, ama Perihan Teyzenin hem elleri hem vücudu, üzülürdüm çocuk aklım ve kalbimle. Aksi adamdı Hasan Amca, korkardık tüm çocuklar, balık kokusunu duyduk mu, sokakta bile sessizleşirdik. Kırmızı el arabasıyla, hayatımda yediğim en güzel balıkları satmıştır Hasan Amca. Komşuluğun bitmediği bir mahalle ve apartmanda büyüdüm ben. Ne zaman Perihan Teyze ve Hasan Amca balık pişirseler, apartm... Devamı

METAFOR

2012-02-02 13:13:00

  Bir yosmanın kırıtması gibi kırıtıyordu  Dalgalar...  Yakamoz adeta boyamıştı yüzünü  Hissettirdiği serinlik sanki günahın ateşiydi  Kıyıya vuran dalgaların sesi  Topuklu ayakkabı giymiş bir fahişenin  Ayak sesleri gibiydi  Masmavi olan şu canım teni  Huzurdan çok riyakarlığın rengiydi  Zihnimde...  Bunca kızgınlığım bu denizlere  Sıfatı olan 'derya' nın  Zuhur etmesidir her deniz'e ... Devamı

'Ruhu saran toksinlerden arınma dem'i'

2012-01-30 02:13:00

            Herkes huzursuz, herkes mutsuz, sanırım ruhlarımız doyumsuz...Bir cenderedir döndüren bizi hızla ve durmadan...Hıza alışmışız yavaşladıkça, küçük çocuklar gibi bağırıyoruz hayata; daha hızlı, daha hızlı diye... Kimimiz bu hızdan muzdarip, kimimiz ala ve yine kimilerimiz basıyor stop tuşuna. Bende uzun zamandır içerisinde olduğum bu kaosun stop tuşunu buldum ve olan biteni durdurdum.İnsanın farkındalığı ne olursa olsun, her zaman onu  alt edebilecek bir şey ;nefs, kollarını dolamış insanın kalbine ve zihnine bırakmıyor iyi ve olumlu düşünsün diye... Bugün televizyonda işittim; ' detoks'  sözcüğünü,herkesin bildiği  gibi ; belirli zaman aralıklarıyla vücudu zararlı toksinlerden temizleme işlemi.Duyar duymaz içimden; detoks kavramına yeni bir anlam daha yükledim. 'Ruhsal ve zihinsel temizlenme' hepimiz beden sağlığımızı düşündüğümüz  kadar özümüzü, ruhumuzu, düşüncelerimizi düşünüyormuyuz? Ya da zaman zaman; ''benim ruhum, düşüncelerim bu kadar kirli değildi ben neler yapıyorum'' diyebiliyor muyuz? Diyemiyorsak bile artık demeliyiz çünkü; karşımızdaki bizden, biz yanımızdakinden, bir diğeri bir diğerinden mutsuz ve huzursuz.Ve en önemlisi biz, serden umutsuz... Herkesin düşüncelerini yenileme, değiştirme ve geliştirme yöntemleri farklıdır.Kimi ruhsal detoksunu, yogayla, kimi namazla, kimi meditasyonla,kimi resim yada müzikle gerçekleştirir.Önemli olan değişim ve gelişimdir.Kaosun yada cenderenin stop tuşunu bulduktan sonra özümüzde, yöntem ve teknik artık teferruattır.Hayatta belirli zaman aralıklarıyla köşemize çekilmeli, bir kahve yapıp nefsimiz sohb... Devamı

Duygularıma Evet Zihnime Asla =)

2011-10-09 22:45:00

Garip varlıklarız vesselam...Günümüzde meziyet olarak adlandırılırken insan olma yetisi,düşüncelerini ve eylemlerini onaylamadığım biri için hüngür hüngür ağlarken buldum kendimi...Tamam kabul ediyorum fazla insanım=) ama hiç paylaşımının olmadığı,aksine düşüncelerinin hiç bir payda da buluşmadığı biri için bu kadar yanmak,güzelleştiriyor ruhumu. Öğleye doğru uyandığımda televizyonun karşısında,ağlarken buldum kendimi.Kime? Ne için? ağladığımın bir önemi yoktu, orada yaşı kaç olursa olsun mesleği,konumu ne teşkil ederse etsin dudağını bükmüş,göz yaşlarına emretmiş lakin anneciğinin adını duyduğu vakit, onun küçücük savunmasız ve korunmasız oğlu olan o koca adama ağlıyordum. O koca adamı hiç hazetmem, ama o küçücük çocuğu basıverdim bağrıma.Titrerken dudakları,akarken gözünden için için yaşları,bende akıttım içimden onun için göz yaşlarımı.Sevincide,hüznüde paylaşmayı severiz,bakındım etrafıma, kimse yok.Bağırdım odalara;'''Gelinnnnnn çabukkkkkkk'. Televizyondaki kişi farklı ya da yabancı değildi onlar için, lakin bir de benim gördüğüm gibi görsünler,baktığım gibi baksınlar istedim.Kaldırdık tüm yargıları,yorumları....Adı,sanı neydi? Hatırlamıyordum artık,sadece beş saniye, neler değiştirdi zihnimde.Hemen telefona sarıldım,o arama sesi ne kadar uzun ve çekilmez geldi, ilk defa anladım.Annem telefonda,annemin sesi kulaklarımda ve en önemlisi benim annem hayatta.Bir ölüm bu kadar mı etkileyebilirdi bir insanı? ya da şöyle sorayım, tanımadığınız birinin ölümü,sevmediğiniz bir insanın bu ölüme duyduğu acı bu kadar mı dokuna bilirdi, insanlığınıza?Onun acısıyla lal olurken dil'im,annemin sesi yetmedi,ehlileştirmeye b... Devamı

Yazmasam Deli Olacaktım…

2011-09-03 17:14:00

Ne de güzel söylemiş Sait Faik...Bu günlerde aynı duyguları paylaşmak ne denli gurur veriyor benim gibi yeni bir yetmeye...Yazmasam deli olacak,çıldıracak ve hatta bir sürü ruhsal bozukluk belirtisi gösterecektim =)  Klişeleşmiyeceğim;kalabalıklar içinde hele hele hiç yalnız değilim=) amma velakin bir başka dünya edebiyat bir başka lisan yazmak.Anlatamaz oldum bu aralar kendimi beşerilerin kullandığı dille,kafamın içinde bir hazine, sözcüklerle, duygularla devamlı oynuyor, yeni anlam ve duygular yüklüyorum.Ya da kendime yeni bir dünya kuruyorum kim bilir?  İnsanın kendini ilmek ilmek dokumasını bir tırtıla benzetiyorum,o tırtıl diye aşağımıdır sizce bizden? Ya da bizim kendimizi dokuduğumuz,geliştirdiğimiz süreç daha mı ulvidir bir diğerinden?Hiç sanmıyorum...Çünkü hiç birimiz ne aynı hayatları yaşıyor ne de aynı dilleri konuşuyoruz.İngilizce,Fransızca ya da bilmem ne hiç biri yabancı bir dil değil, ana dilimizdeki insanlarla anlaşamdığımız dile göre,ya da hiç biri yabancı değil, kendi topraklarında bir birine bu denli yabancı yüzlerce kültüre göre...İtiraf ediyorum,evet evet itiraf ediyorum yabancısınız bana, ben de size.Ne aynı topraklarda yaşıyorum sizinle ne de aynı dili konuşuyorum içinizden biriyle.  Madden var olmak,ruhen de var olmayı zorunlu tutabilir mi bu yer yüzünde?En azından beni tutamadı.Meziyetim yazmak benim,dediğim gibi adete bir tırtıl gibi ilmek ilmek dokumak,sözcüklerle duyguları yazın dünyamda bir tutmak.Belkide seninki sol anahtarının,duygularının kilidini açmasına izin vermek ya da seninki,herkesin karamsarlığa kardeş ettiği siyah rengi tuvalde yeniden anlamlandırmak,adlandırmak.  Bir meziyeti olmalı insanın,bir duruşu...Düşünebilmeli ruhunun derinliklerini,Tanrının ne denli muhteşem bir s... Devamı

Eylül

2011-09-01 01:39:00

Neler yazılmadı 'Eylül'için!! Ne şarkılar ne şiirler ne romanlar ya da eylül de neeee çok kalanlar...Benzemez hiç bir dem'e,vakurdur duruşu.Kış gibi soğuk soğuk gülümsemez, yaz gibi gerdan kırıp,kikirdemez....Bir başkadır Eylül.Bırakıverirsin hovarda hovarda dolaştığın o caanımm sevgilini bu ayda,alıverirsin yeni kararlar bozmak için bir sonraki ayda.Camda beklersin tek bir damla yağmuru,bir bakarsın göğün gözleri dolu dolu...Yazarsın belki benim gibi...gelmişi,geçmişi sayar söversin, belki de içindekini yıkar geçersin...  Devir geç ruhunu,bir bak bakalım kalbinin içi ne ile dolu?En büyük metafordur mevsimler,renkler...Ama Eylül...Onca realistliği ile karşında,yaz yazabildiğin kadar bu ayda.Ruhunu efsuniyeti sarmış nasıl olsa... Devamı

Duyguların dili vardır...

2011-08-01 23:10:00

Aynı dili konuşmuyorsa ruhlarımız,anlamak için birbirimizi başka bir  lisana gerek yok. Demek ki birbirimize yabancı dillerimiz.İnsan her zaman tepkisini kendi dilinde en iyi şekilde ifade edebilir,sen öğrettin bunu bana...Kızgınlığını,sevgisini,üzüntüsünü kendi dilinde...Yitirdim yollarında kendimi ifade edebilme yetimi...Anlatamadım sana o büyükkkk görünen bu küçücük derdimi...Hani bir yabancıya anlaması için bağıra bağıra ama Türkçe birşeyler anlatırsın ya, bende öyle bağırıyorum sana...Hangi dilse konuştuğun, sözcüklerimi anlaman için, hangi düşünceyse barındırdığın,benimkileride bağrına basabilmen için,hangi duygularsa sana dokunan içine işleyen,hangi mutluluksa senin yüzünü güldürebilen,ben hepsi ve herşey olmaya hazırım...Dilsiz,duygusuz ve kimliksiz....Yeni bir anlam yüklüyorum bu değişime,yont şekil ver adate bir heykaltraş gibi...Tek arzum sende müptela olasın o heykeltraşın kendi yaptığı heykeline müptela olduğu gibi...                                           Dilşah Ünlü Devamı

İŞARETLER DÜNYASI

2011-07-18 16:16:00

Ne istiyorum ya da neyi anlatmak?  Bilmiyorum...O kadar çok hikaye var ki dilimde, elimde...Yaz yazabildiğin kadar diyorum kendime, sonra birden susuyorum,benim söylediklerimi duymayacak kadar sağır olan sizler acabaaa yazdıklarımı okuyabilecek kadar okur yazarmısınız ? Gülüp geçiyorum...Alıyorum elime kalemi kağıdı,başlıyorum duygularımı işaretlerin  dilinde anlatmaya .İlk sırayı her zaman ki gibi ünlem (!) alıyor,bunu gören virgül(,) hiç dururmu,sayıp sövmem için kağıdın neredeyse her yerinde krallık kurmuş bana göz kırpıyor, yazıyorum da yazıyorum...bunca şeyden sonra üç nokta(...) imdadıma yetişiyor.Kendisi iyi niyetli gibi gözüksede sadece biraz dinlenmem ve tekrar saydırmam için sanırım bana zaman veriyor.Bu kadar dinlenmek yeter, şimdi de seni,düşüncelerini biraz kısıtlama zamanı,çok farklısın,çok farkındasın bu bize zarar diyerek, parantez( ) beliriyor.Daha ben konuşma(-) çizgisini savunmamı yapması için çağırmamışken,noktalıyıveriyorlar(.) işaretler dilindeki şu naciz hayatımı. Yazdıklarım ne bir ütopya ne de bir düş, sadece içinde bulunduğumuz koca bir kaos...Etrafımızdaki herkes ceplerinde,ellerinde,dillerinde ve en önemlisi kalplerinde asla kullanmaktan sakınmadıkları bu işaretlerle dolaşıyor.Benim dünyam bu beyaz kağıt. Ve noktalama işaretlerim benim duygu dilimin şartlı göstergesi...Acaba senin hayatın sayfaları benimki kadar beyaz mı?                                                      DİLŞAH ÜNLÜ   ... Devamı

ANLAT...

2011-07-01 23:37:00

Dil'in döndükçe,kelimelerin yettikçe anlat. Sağır isem, gözlerinle Dilsiz isem, sözlerinle Kalpsiz isem,tenin ile anlat Anlat ki,duyayım,göreyim... Varolmayan o kalbi tekrar hayata döndüreyim   Sen yeter ki anlat... Ben duymasamda,ben görmesemde ve hiç bir zaman hissedemesemde anlat Belki 'misal' olur 'masallara' kalır adımız. Sen yeter ki adımı dil'ine küstürme  Başla! kalbi görmeyen,gönlü duymayan insanlara, beni  anlatmaya...                                                                              Dilşah Ünlü ... Devamı

YALNIZLIK REÇELİ

2011-06-23 01:11:00

  Dilimde; 'Yalnız yürümek zor,kolayını anlat' repliği bir haftadır dolanıyordum, taaa kiii bu gün çok yakın bir arkadaşımdan hayat,insanlar ve minimum müsvetteler hakkında bir şeyler işitinceye kadar.Yalnız yürümek kolay kardeşim.Çoğulluğu neyde arıyorsun bilemem ama ben ömrüm boyunca yalnız yürümek istiyorum.Hatta ve hatta dozunu abartıp yalnız koşmak yalnız coşmak =)Benim yalnızlığım insanlarla.Düşüncelerim,hislerim o denli kalabalık ki,inanın yalnız bıraktığınız bedenimi,o kalabalığın içerisinde bulamıyorum.Evet yalnızım,yüzüme gülücükler atan ancak arkamdan küfürler saçan siz sevgili dostlarım var.Evet yalnızım sizler gibi olmadığım ve olamayacağım için, sizin gözünüzde bir cüzzamlıyım.Evet yalnızım bakir düşüncelerimi sizinkiyle seviştirmedim,sizin bakmakdan korkup kırdığınız o cesaret aynalarının parçalarını ben her defasında kendi dev aynamla birleştirdim. Evet yalnızm senin sahip olamadığın bir aileye malesef ben sahip olduğum için.Evet yalnızım dünyada eşi benzeri bulunmayan bir adamın sevgisine nail olduğum için.Senin hırsların,menfaatlerin,çirkinliklerin benim yolumda kaybolduğu için yalnızım.  Acabaaaa beni ömür boyu yalnız bırakabilir misin?                                                                DİLŞAH ÜNLÜ ... Devamı